
Bozkırın Çağrısı: Malazgirt’te Peçenek İhaneti ve Attaleiates’in Kalem Oyunları
Bozkırın Çağrısı: Malazgirt’te Peçenek İhaneti ve Attaleiates’in Kalem Oyunları
Yasin Murat KALAYCI
Yıl 1071. Malazgirt ovasında nefesler tutulmuş, havada ağır ve tekinsiz bir gerilim var. Bizans ordusu, imparatorluğun dört bir yanından toplanmış devasa, çok dilli bir mozaik. Ancak bu mozaiğin içinde öyle bir grup var ki, ordugahta isimleri ancak korku dolu fısıltılarla anılıyor: İskitler, yani Peçenek atlıları. Bizans askerleri gece karanlığında ateşin etrafında otururken dehşet verici bir gerçeği fark ettiler. Kendi saflarındaki bu paralı askerlerin, yarın göğüs göğüsse çarpışacakları Selçuklu Türklerinden fiziksel veya kültürel olarak hiçbir farkı yoktu. Bu ürkütücü benzerlik, karargâhta her an patlamaya hazır bir iç tehdit paranoyası yaratmıştı.
Korkulan oldu. Savaş esnasında Peçenek komutanlarından Tamis ile ordudaki Uzlar ve bir kısım Peçenek atlısı, karşılarındaki Selçuklu ordusuyla yüz yüze geldi. Düşmanla dilleri, kıyafetleri, silahları ve savaş taktikleri tamamen aynıydı. Roma’nın sunduğu parlak altınların ve siyasi vaatlerin, binlerce yıllık bozkır akrabalığının doğal çekim gücü karşısında hiçbir hükmü kalmamıştı. Peçenekler, kılıçlarını soydaşlarına çekmektense Selçuklu saflarına geçmeyi seçtiler. Bu tarihi kırılma anı, Bizans ordusunda derin bir ümitsizlik yaratarak yaklaşan bozgunun ilk sinyallerini verdi.
Peki, bu dramatik anı tarih nasıl yazdı? Olaylara bizzat tanıklık eden Bizanslı tarihçi Mihail Attaleiates (Antalyalı), taraf değiştirmeyi sıradan bir askeri hile olarak kayda geçirmedi. Onun usta anlatısında bu firar eylemi, "barbar göçebelerin" doğasında var olan ezeli güvenilmezliğin ve kaotik ruhun bir yansımasıydı.
Fakat yazar, kalemini bir kılıç gibi kullanarak müthiş bir ahlaki çelişkiyi de yüzümüze çarpar. Kendi tavsiyesiyle pagan geleneklerine göre yemin ettirilen bazı Peçenekler, savaşın en dehşetli anında dahi saflarını korumuştu. Buna karşılık, asil ve medeni kabul edilen Hıristiyan Roma aristokrasisi korkunç bir ihanete imza attı. Attaleiates’in bu keskin eleştirisi, Doukas Hanedanlığına karşı olan tutumuyla doğrudan bağlantılıydı. Zira savaşın en kritik anında artçı kuvvetleri yöneten Andronikos Doukas, siyasi ihtirasları uğruna imparatorun öldüğü yalanını yayarak orduyu yüzüstü bırakıp kaçmıştı. Attaleiates’e göre asıl affedilmez olan; kibirli Bizans elitlerinin, küçümsedikleri 'barbar' göçebeler kadar bile yeminine sadık kalamayarak derin bir ahlaki çöküş sergilemesiydi.
İşte Malazgirt'te tarih sadece kılıçların gölgesinde değil; kimin asil kimin 'barbar' olduğunu yeniden tanımlamak ve Bizans elitlerinin kibrini paramparça etmek için kelimelerle ustaca oynayan Attaleiates'in kalemiyle yazılmıştı.
Attaleiates’in Anlatısı için Ana Kaynak Önerisi;
İngilizce: Attaleiates, Michael, The History, çev. Anthony Kaldellis-Dimitris Krallis, Harvard University Press, Cambridge 2012.
Türkçe: Attaleiates, Michael, Tarih, çev. Bilge Umar, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, İstanbul 2008.
Yunanca Eleştirel Metin Neşri: Tsolakis, Eudoxos Th. (Haz.), Michaelis Attaliatae Historia, Corpus Fontium Historiae Byzantinae (CFHB) 50, Academia Atheniensis, Atina 2011.
