
İnsanı tanıyamazsınız
Geçenlerde Faruk Eren’in ‘Bir ceza avukatının anıları’ isimli kitabını okudum. Üçüncü öykü, ‘Bilinç altı’ isminde.
‘Babasını öldürmüştü. Ölüm cezasına çarptırıldı. Temyiz ettik. Karar tasdik edildi. Bildirmek için cezaevine gittim. Söylemeye hacet kalmadan yüzüme bakınca anladı. Dayanamadım, önce de sormuştum, yine sordum.
— Neden bunu yaptın?
— Bilmiyorum. Daha küçük yaşta iken bile babamın beni sevmesini, bana dokunmasını istemezdim. Büyüyünce, sebepsiz öldürdüm. Ben de bir türlü anlayamıyorum bunu. Herhalde ben insan değilim.
— Seni çok mu döverdi ya da annene kötü mü davranırdı?
— Değil. Aksine beni çok severdi. Çok da iyiliğini gördüm. Annemi de el üstünde tutardı. Neden öldürdüğümü gerçekten bilmiyorum. İçimde beni iten bir şey vardı, dayanamadım.
Cezaevinden çıkarken bir kadın yanıma yaklaştı. Onun annesiymiş. Kararın tasdik edildiğini söylediğimde ağlamaya başladı. Hıçkırıklarla anlattı.
— Avukat Bey! Sana bir şey diyeceğim. Aslında babası bilip öldürdüğü, babası değildi.
Şaşırdım. Hemen koluna yapıştım.
— Söyle de gidip babasını bulalım. Bu durum, yargılanmanın yenilenmesine sebeptir. Kanunda yeri var. Kurtarırız ölümden.
Durdu, anlatayım dedi annesi.
— Evlendiğim zaman gebe idim. Evlilikle doğum günü arasında hesap tutmadı. Kocam beni çok sıkıştırdı. Çocuğun babasının ismini verdim. Hemen koşup gitti. Meğer onu öldürmüş. Meydana çıkmadı. Kimin öldürdüğü de bilinmedi.
— Çocuğun bunu biliyor muydu?
— Hayır. Söylememem için bana yemin ettirdi kocam. Fakat çocuğum onu hiç sevmedi.
Kadının yüzüne bakmadan uzaklaştım. Yağmur yağıyordu.
Yazar bunu bilinçaltı olarak yorumlamış. Siz ne dersiniz?
