Yazılar Hero
İstanbul'un taşı toprağı altın

İstanbul'un taşı toprağı altın

Veli Gölçek

İstanbul’un taşı, toprağı altın

Her gün aynı yolu kullanmak zorundayım. Yine dolmuşa bindim. Kararıma göre, dolmuşta klima varsa, hiç inmeyecek araçta bekleyecektim. Fakat İstanbul’da yaşadığımı unutmuşum galiba. Unkapanı’na gelince trafik kilitlendi. Dolmuşta klima yoktu. Zorunlu olarak yine yürüyecektim. Araç kalabalığı, insan kalabalığı, seyyar satıcıların bağırtısı birbirine karışıyordu. Köprü üstü tam bir panayır yeriydi.

Aralardan yol bulup yürümeye çalışıyordum. Bir anda büyük bir patlama sesi duyuldu. Patlamanın devamında yukarıdan çamur, su, taş yağmaya başladı. Bir anda köprü üstü karışmıştı. Kendini yere atanı mı ararsın. Yağan çamurdan saklanmak için siper olanı mı? Kimse ne olduğunu anlamadan bir yerlere saklanmaya çalışıyordu.

Ben de yağan çamurdan kısmetime düşeni almıştım. Üstüm başım her yanım çamura bulanmıştı. Köprünün araçlardan açık kalan bölümleri, kaldırımlar tamamen simsiyah çamur kaplanmıştı. Az sonra çamur yağmurunun nedeni anlaşıldı. Köprü inşaatı için çakılan kazıklardan biri vinçten kurtulup tonlarca ağırlığıyla Haliç’im çamuruna gömülmüştü. Bu gömülme sırasında da tonlarca su, çamur gökyüzüne yükselip yağmur gibi üstümüze yağmıştı. Mesele anlaşılınca insanlar biraz sakinleşmişti. Ama araçların camları bile simsiyah çamurla kaplanmıştı.

Bir anda bir ses ortalığı inletti. ‘Buldum, buldum. Altın buldum’.

Elinde madeni bir parça koşup duruyordu. Ben o adamı izlerken yanımdaki şişmanca adam eğilip yerden bir şey aldı. Görüldüğünü fark edince çamurlu elini ağzına götürüp sus işareti yaptı. Tamam anlamında başımı sallayıp yavaşça ‘Ortak mıyız’ dedim. Parmağı ağzında ‘Olur. Yeter ki sus’ dedi. Panik havası kaybolmuş, yerini çamurun içinde arama çalışmaları almıştı. Karınca misali insanlar eğilmiş, elleriyle, ayaklarıyla çamuru karıştırıyorlardı.

Ben de belki kısmetime bir şey çıkar diye yerlere bakınırken ‘Ortak mıyız’ dediğim adamın kayıplara karıştığını gördüm. Adam, ben yerleri kontrol ederken sıvışmıştı.

Yaşlıca bir hanım; iki büklüm olmuş, hem dua mırıldanıyor hem de bir şeyler bulurum umuduyla ayağıyla çamuru karıştırıyordu.

‘Allahım, inşallah bir altın bulurum.’ Gözlüklü kel kafalı biri yerden aldığı yuvarlak metali etrafına bakınarak, kimsenin görmediğinden emin olduktan sonra cebine soktu.

Saçları bembeyaz olmuş bir amca; ‘İşte sonunda Bizans altınları ortaya çıktı’ diyordu, yanındaki delikanlıya. Delikanlı ayağının altındaki çamur tabakasını incelerken bir yandan cevap yetiştiriyordu. ‘Yok amca. Bizans altını olamaz, olsa olsa Cenevizlilerindir.’

Son model bir cipin yanında genç kadın yere eğilmiş bir şeyler arıyordu. Mini eteğinin altı olduğu gibi gözüküyor, birkaç kişi de onu izliyordu. Farkına varınca kıpkırmızı bir yüzle ‘terbiyesizler’ deyip cipine bindi.

12-13 yaşlarında bir çocuk, ‘İşte, işte ben de bir tane buldum’ diyerek kalabalığı yara yara koştu. Gözleri ışıltı içindeydi.

Bu karmaşaya güvenlik güçlerinin siren sesleri, düdükleri karıştı. Köprü üstündeki kalabalık çığırından çıkmıştı. Kimse patlama sonucu ortaya bir tehlike çıkacağını düşünmüyordu. İnsanlar Ceneviz mi, Bizans mı olduğu belirsiz altınların peşine düşmüştü.

Sıcağın etkisiyle üzerimdeki çamur hızla kurumaya başlamıştı ve Haliç’in kokusu ortaya çıktı. Kargaşayı arkamda bırakıp Şişhane yokuşunu tırmandım. Dönüp baktığımda, insanlar hala çamurun içine eğilmiş karıştırıp duruyordu. Herhalde bulanlar da olmuştu. Benim kısmetime sadece çamur düşmüştü, bir de katlanılması zor koku.

Tüm günüm altın bulup bulmadığımı soranları yanıtlamakla geçti. Akşam duş alıp arındıktan sonra televizyonu açtım. Spiker; ‘Evet sayın seyirciler’ deyince dikkatimi ona verdim.

‘Köprü için vinçin çakmaya çalıştığı kazıklardan birisi Haliç’in altında akmakta olan kanalizasyon borusunu patlatmıştır. Patlama sonucu etrafa yayılan maddelerin çok yıllar öncesinden biriken tedavülden kalkan bozuk paralar olduğu ortaya çıkmıştır.’

Bu yazıyla ilgili görüş ve katkılarınızı bize ykslcicek@hotmail.com adresinden iletebilirsiniz.