Yazılar Hero
Uyuz keçi öne düşerse, yazık o toplumun haline!

Uyuz keçi öne düşerse, yazık o toplumun haline!

Yüksel Çiçek

Keçi güdenler bilir. Davar yayılmaya giderken topluca ilerler, başlarında sürünün en akıllısı ve tecrübelisi yürür. En öndeki sakallı keçiye en büyük çan takılır. Bütün keçilerin bir kulağı, bir gözü hep o sakallı keçidedir. Diğerleri o baş keçiyi izlerler, bu sayede otun iyisini bulurlar, doyarlar ve keyifle dönerler. Olur da sarp bir yamaçtan geçerken keçiler ürkerse ve sürü geriye dönerse, eyvah ki eyvah! En arkadaki uyuz keçi başa geçer ve kargaşa başlar. Uyuz keçinin ardından giden sürü perişan olur, koşturmaktan karınlarını doyuramazlar, ot bitmedik kayalara çıkarlar, yanlış yollara saparlar, dağılırlar. Sakallı baş keçi öne geçinceye kadar sürünün bir kısmı kaybolur, kimisi yaralanır, birkaçı ölür. Romanımız sıra dışı ismini, bu eski öyküden almıştır.

‘Uyuz keçi’ adlı roman bin yıl öncesi bir zamanda öykülendirilmiştir. Atlı göçer bir toplumda yaşanan olaylar anlatılmaktadır. Oğuş diye adlandırılan bu toplumun başına gelenleri; yönetici bey, manga onbaşısı, sağaltımcı bilge kadın ve genç bir kızın gözünden okuyoruz.

Kitabın ilk bölümüne ‘iş bilenindir’ başlığı konmuş, ikinci bölüme ise ‘her seçiş birçok vazgeçiştir’ denmiş. Aslında kitabın ana fikri bu başlıklarda belirtilmiş. Romanın ana karakterleri; Etrek Ata, Dolat Onbaşı, sağaltımcı Kocaana ve Ekeç Barçın bizi dünyalarına çekiyor ve bizimle dertleşiyorlar. Seçimleri ve vazgeçişleri iliklerimize kadar hissettiriyorlar. Elbette yaklaşan sonu da… Bir toplumun nasıl tavır değiştirdiğine gün gün tanık oluyorsunuz. İnsan düşünmeden edemiyor, gerçekten bir toplum kaç kişiyle dönüşür?

Roman tadında ilerleyen ve akademik bir çalışma havasında birçok kültür ögesi yüklü eserin editörlüğünü yapan Banu Çiçek’i de kutlamak gerek. Kitapta dönemin sözcüklerine diyaloglarda yer verilmiş, anlatımda ise akıcı bir dil tercih edilmiş. Yine de yaşantı değiştiği, inanç terkedildiği ve yeni bir medeniyet benimsendiğinden ölmüş Türkçe sözcükleri ilk okuduğunuzda şaşırıyorsunuz ama birkaç on sayfa sonra benimsiyorsunuz. Ne de olsa ana dilimizin terk edilmiş sözcükleri, yabancı bir dilden değil.

Romanda göçer hayatın tüm güzelliklerini ve zorluklarını onlarla birlikte yaşarken, ezgilerini de dinliyoruz. Türküler, ağıtlar, oyun havaları kitabın içine serpiştirilmiş. Kitabın müzik yönetmenliğini Hakan Koparan üstlenmiş. Osman Kırca, Hayri Dev, Ergün Demir gibi ustalar da üçtelli, sipsi çalmış.

Keyifli okumalar dilerim. Eski inanış, göçer kültür ve ardımızda kalan yurtta bin yıl öncesi yaşanan bir hikâyeye davetlisiniz.

Bu yazıyla ilgili görüş ve katkılarınızı bize ykslcicek@hotmail.com adresinden iletebilirsiniz.